
30 Nisan akşamı bir kahve sohbetinde emeklinin geçim derdi konuşuldu. Masada söylenenler, Eurostat ve TÜRK-İŞ verileriyle birleşince Türkiye’de yoksulluğun artık saklanamaz bir gerçek olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Sevgili..
30 Nisan akşamı bir kahve sohbetinde emeklinin geçim derdi konuşuldu. Masada söylenenler, Eurostat ve TÜRK-İŞ verileriyle birleşince Türkiye’de yoksulluğun artık saklanamaz bir gerçek olduğu bir kez daha ortaya çıktı.
Sevgili okurlarım, 30 Nisan 2026 akşamı geçmiş dönem AK Parti İl Genel Meclis Üyesi Nedret Akbulut ile aynı kahvede denk geldik, oturduk konuştuk. Akbulut’un masasında emekli devlet memurları da vardı. Sohbet kısa sürede emeklinin geçim derdine geldi. Bugün emekli aldığı maaşla nasıl geçinecek sorusu masanın ana gündemiydi.
Ben de kendi hayatımdan örnek verdim. Aldığım 19 bin 960 TL ile ev kirasını, elektriği, doğalgazı, suyu ödediğimde elimde kalan parayla eşimle birlikte 30 gün geçinmenin mümkün olmadığını anlattım. Hatta 30 gün boyunca sadece ekmek yesek bile bu paranın yetmeyeceğini ifade ettim.
Sayın Akbulut emekliye verilen maaşların az olduğunu kabul etti ancak suçu yine ana muhalefet partisi CHP’ye attı. Ülkemizde insanların 38 yaşında emekli edildiğini, bu kişilerin en az 40 yıl maaş aldığını söyledi. Ben de kendisine bu ülkede 38 yaşında emekliliği getirenlerin yıllarca ülkeyi yöneten sağ iktidarlar olduğunu hatırlattım.
Sohbet sırasında masadaki emekli memurlara maaşları soruldu. Kimi 80 bin, kimi 75 bin, kimi 60 bin lira aldığını söyledi. Bu maaşlar bile bugünün hayat şartlarında tartışılırken bir de 20 bin lira civarında maaş alan milyonlarca emeklinin olduğu gerçeği ortada duruyor.
Sevgili okurlarım, bir de rakamlara bakalım. Eurostat verilerine göre Türkiye yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunan nüfus oranında yüzde 29,8 ile Avrupa’nın zirvesinde yer alıyor. Yani 25 milyonu aşkın insan yoksulluk riskiyle karşı karşıya.
Bu tablo bize şunu açıkça gösteriyor: “Fakir yok, arabaları park edecek yer yok, lokantalar dolu” demekle yoksulluk ortadan kalkmıyor. Evet, bazı lokantalar dolu olabilir, trafikte araç yoğunluğu olabilir ama bu durum milyonlarca insanın mutfağındaki yangını söndürmüyor.
Bugün açlık sınırı 34 bin 587 TL’ye yükselmiş durumda. Asgari ücret 28 bin 075 TL seviyesinde kalırken en düşük emekli aylığı 20 bin TL civarında. Yani emekli açlık sınırının çok altında, asgari ücretli de açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor.
Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı ise 112 bin 661 TL’ye ulaşmış durumda. Şimdi soruyorum; 20 bin lira emekli maaşı alan bir insan nasıl kira ödeyecek, nasıl fatura karşılayacak, nasıl pazara çıkacak, nasıl torununa harçlık verecek, nasıl insanca yaşayacak?
Sevgili okurlarım, siyasetçinin görevi vatandaşa yukarıdan bakmak değil, vatandaşın sofrasına bakmaktır. Emeklinin cüzdanına, pazardaki filesine, ay sonunu nasıl getirdiğine bakmaktır.
Bugün mesele sağ-sol meselesi değil, milyonlarca insanın geçim meselesidir. Mesele yıllarca çalışmış emeklinin hayatının son döneminde yoksullukla baş başa bırakılmasıdır.
Kahvede konuşulan bu sohbet aslında Türkiye’nin gerçeğidir. Emekli geçinemiyor, asgari ücretli geçinemiyor, dar gelirli nefes alamıyor ve artık bu gerçek “lokantalar dolu” sözleriyle örtülemiyor.


YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)