Uncategorized Okuma Sayısı: 509

SELİM BEKAR YAZDI:Deveden büyük fil var. Ama… Gerisi hikayede.

Sevgili okurlarım; Ramazanın hoş geldiğini hep dillendiririz de Ramazan hoş bulur mu hiç düşündük mü? Bütün bereketi ve güzelliğiyle kapılarını bizim için sonuna kadar açan bu muhteşem misafir hak ettiği..

SELİM BEKAR YAZDI:Deveden büyük fil var. Ama… Gerisi hikayede.

Sevgili okurlarım; Ramazanın hoş geldiğini hep dillendiririz de Ramazan hoş bulur mu hiç düşündük mü? Bütün bereketi ve güzelliğiyle kapılarını bizim için sonuna kadar açan bu muhteşem misafir hak ettiği gibi ağırlanır mı dersiniz? Bütün nezaketiyle her yıl gelişini iki ay öncesinden haber ederek mübarek Recep ve Şabanı “Müsait misiniz ey ahali?” dercesine gönderen Muhterem, edebinden çat kapı gelmez bile. Hazırlanmamızı bekler sanki. Önemli misafirlerin günler öncesinden haber vermesi üzerine günlerce hazırlık yaparız da aylar öncesinden haberini ulaştıran Ramazan için nasıl hazırlıklar yaparız? Allah’u Teala tüm Kuran’da ramazandan sadece bir ayette bahsediyor. Tüm Dünya’da Müslümanlar olarak ramazanı düşününce aklımıza gelen ilk şey oruç oluyor. Ve de çok aç ve susuz olacağımız! Yani anında yemek ve içecek düşünüyoruz. Ama çok şaşırtıcıdır ki; Allah’u Teala Kuran’da ramazandan bahsederken onu oruçla tanımlamamıştır. Ramazan ayını oruçla takdim etmemiştir. “Ramazan ayı, Kuran’ın indirildiği aydır.” – Bakara Suresi, 185. Ayet. Bu demek oluyor ki; Ramazan ayını düşündüğümüzde ilk olarak Kuran-ı Kerim aklımıza gelmelidir… Sevgili Hür gazete  okurlarımız hepinize hayırlı ramazanlar diliyorum.

 

Köşeme başlamadan Uzunköprü Devlet Hastanesi’nde geçirdiği kovid nedeniyle yoğun bakımda tedavisinin süren  Barış Gazetesi Sahibi Mustafa Yaraşır Abime Acil şifalar diliyorum.

 

 

Sosyal medyada sıkça paylaşılan bu güzel anlamlı   hikayeyi yüzlerce okumuşumdur. Binlerce sosyal medya okurumuzda paylaşıyor. Okumadıysanız birlikte bir kez daha okuyalım…

 

Deveden büyük fil var. Ama… Gerisi hikayede.

 

Fil, kendisini ormanın en güçlü hayvanı ilan etmiş. Bütün düzeni değiştirmiş, yeniden kurmuş.

Aslan, kaplan, ayı, manda…

File karşı çıkan olmamış ormanda.

Fil, önce kendi yerini sağlamlaştırmış, “Herkes kendi arasında nasıl yaşarsa yaşasın, beni ilgilendirmez. Ama herkes benimle ilişkilerine dikkat etsin. Bütün kuralları ben koyacağım. Ormandakiler de ona uyma özgürlüğünü kullanacak” demiş.

Etkisini genişletmiş zamanla fil.

En güçlü o, tek yetkili o, gerisi sefil.

Artık sadece fille ilişkiler değil, bütün hayvanların kendi aralarındaki ilişkiler de filden ve çevresinden sorulur olmuş.

Öyle ki, ormandaki nüfus artışı bile filin işi olmuş. Tek tek doğum yapan hayvanlara kızmış, “Bakın bir seferde 4-5 yavru doğuranlar var. Ne bu tembelliğiniz. Benimle oyun oynamayı bırakın, gidin genlerinizle oynayın, daha çok yavru doğurun” diye çıkışmış.

Her şeyi sineye çekmiş ormandakiler.

“Yeter ki” demişler,“boşalmasın kiler”.

Filin “değişiyoruz,değişiyoruz” naralarıyla girmiş orman şekilden şekle.

İş o noktaya gelmiş ki,eşit sayılmış maymun eşekle.Zira fil,kimi kime uygun görürse ona göre şekillenirmiş ormanda yaşam.

Bir tek, “Ne güzel buyurdunuz”,“Biz de tam böyle yapacaktık”,“Bundan daha mükemmel olamazdı”, “Bu hızla bütün ormanları geçeriz” sözlerine izin veriliyormuş.

1-Öteki bütün sözler “istikrar bozucu” bulunuyormuş.

Arada hakkını aramaya kalkan olursa hemen müdahale ediliyormuş. Üzerine, “geber gazı” sıkılıyormuş. Filin bir özelliği de kindar olmasıymış. Kendisine yapılan hiçbir şeyi unutmuyormuş. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, intikamını alıyormuş.

Hortumuna geleni vuruyor, ayağına geleni eziyormuş. Hiç kimseyi dinlemiyormuş. Bir gün söylediği ertesi güne uymuyor, doğru budur diyeni duymuyormuş. Bundan karıncalar da payını almış, yuvaları filin ayaklarının altında kalmış. Tam o sırada bir karınca, fil hortumunu topraktan çıkarınca, girmiş hortumun içine.

Karınca az gitmiş uz gitmiş, kendisine hortumun içinde iyi bir yer etmiş.

Fil başlamış kaşınmaya. Hortumunun içi karıncalanıyor, nedenini anlayamayınca beyni de karıncalanıyormuş.

Kalınca bir ağacın yanında durmuş, hortumu gövdesine vurdukça vurmuş. Bir türlü karıncalanmayı gideremiyormuş.

Üstelik hortumu da fena halde acımaya başlamış.

Bir hamle daha ağacın gövdesine vurunca, ağaç devrilip üzerine düşmüş. Fil ilk kez bu kadar âciz duruma düşmüş.-Bereket demiş kimse yok etrafta, arada bir yanından geçtiği koca kayanın nerede olduğunu düşünmüş, hah şu tarafta.

Bu kez kayalara vurmuş hortumunu, arada geçen olursa duruyormuş, anlatamıyormuş durumunu.

Hortumu kayaya vurdukça kaşıntıları artmış, kaşıntıları arttıkça daha çok vurmak istemiş.

Derken iflas etmiş bedeni, anlayamadan nedeni, uzanıp kalmış fil…

İşte böyle efendim…

Fili yenmiş bir karınca.

Ateş bacayı sarınca, fil güya ulaşılmaz bir noktaya varınca, etrafındaki herkesi kırınca, kendisinden güçlü hiçbir hayvan olmadığını sanınca…

Sonunda olan olmuş, küçük bir karınca koca bir filden daha güçlü olmuş.

Böyledir hayat…

En güçlü olduğumuz an, aynı zamanda en zayıf olduğumuz andır.

Hiçbir güç mutlak değildir doğada.

Herkesi dize getirdiğini sanan.

Çöker bir gün diz üstü.

Koca bir fili durduran da.

Bir karıncadır altı üstü…………….

 

 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL