
Dünya tarihi, tüm kültürlerde ortaya çıkan ortak kalıpları araştırır. Dünya tarihçileri, iki ana odak noktasına sahip tematik bir yaklaşım kullanır. Dünya tarihinin en önemli noktası ise insanlık tarihi dir.Dünya tarihinin..
Dünya tarihi, tüm kültürlerde ortaya çıkan ortak kalıpları araştırır. Dünya tarihçileri, iki ana odak noktasına sahip tematik bir yaklaşım kullanır. Dünya tarihinin en önemli noktası ise insanlık tarihi dir.Dünya tarihinin esasının oluşumunu insanlık tarihi yönlendirmektedir.
İnsanlık tarihi, Paleolitik Çağ’dan (Eski Taş Devri) başlayıp, ardından Neolitik Çağ’ın (Cilalı Taş Devri) takip ettiği tarih öncesine dayanıyordu. Neolitik Çağ, Yakın Doğu’nun Bereketli Hilal’inde, tarım devriminin MÖ 10.000 ila 5.000 yılları arasında başladığına tanık oldu. Bu dönemde insanlar, sistematik bitki ve hayvan yetiştiriciliğine başladı. Tarım ilerledikçe çoğu insan, göçebelikten yerleşik bir yaşam tarzına geçiş yaptı ve genellikle çiftçi olarak kalıcı yerleşkelerde yaşamaya başladı. Çiftçiliğin sağladığı göreceli güvenlik ve artan üretkenlik, insan toplulukların ulaşımdaki gelişmelerle birlikte giderek daha büyük birimlere genişlemesini sağladı.
Tarih öncesi ya da sonrası fark etmeksizin, ilk insanların her zaman güvenilir içme suyu kaynaklarına yakın olmaları gerekiyordu. Yerleşkeler MÖ 4.000 kadar erken bir zamanda İran’da, Mezopotamya’da, İndus Nehri vadisinde, Mısır’ın Nil Nehri kıyılarında ve Hindistan ile Çin’in nehirleri boyunca gelişti.
Çiftçilik geliştikçe, tahıl tarımı daha sofistike bir hâle geldi ve büyüme mevsimleri arasında yiyecek depolamak için bir iş bölümüne yol açtı. İş bölümleri, boş zamanı olan bir üst sınıfın yükselmesine ve uygarlığın temelini oluşturan şehirlerin gelişmesine yol açtı.
Yerleşim yerleri ve tarımın gelişimi, insanların yaşam kalitesi üzerinde doğrudan bir etkiye neden oldu ve nüfus yoğunluğunda ciddi artışa yol açtı. Dünya nüfusu ilk uygarlıkların zamanında yaklaşık 20 milyonken zamanla 200 milyona kadar arttı. O dönemde Han Hanedanlığı’nın yönetimi altındaki Çin’de yaklaşık 50 milyon kişi yaşarken, Atlantik kıyılarından Pers sınırına kadar uzanan Roma İmparatorluğu’nun egemenliği altında da buna yakın bir nüfus vardı. Ayrıca uzun ticaret yolları Avrupa, Hindistan ve Çin gibi yerleri birbirine bağladı ve şehirler önemli ölçüde büyüdü.
Tarımın bir sonucu olarak insanların ilk kez ihtiyaç duyduklarından fazla gıdaya erişim sağlamaları; yerleşik insan yerleşimlerinin kurulmasını, hayvanların evcilleştirilmesini ve tarihte ilk kez metal aletlerin kullanılmaya başlanmasını sağladı. Tarım ve yerleşik hayat; çok daha yoğun popülasyonların bir arada yaşamasına imkan vererek, daha sonra imalatın, ticaretin ve siyasi gücün merkezi hâline gelecek olan şehirlerin ortaya çıkmasına yol açtı. İlk antik şehirler, M.Ö 6.000 civarlarında Eriha (günümüzde Filistin) ve Çatalhöyük’te (günümüzde Konya, Türkiye) görüldü. Antik şehirler, politik imparatorluklar içinde kilit noktalar olarak yer aldılar. Bilgi, güç gibi kontrol kaynaklarının toplanma merkezi olan şehirler kara ve su yollarıyla birbirlerine bağlıydı. Şehirlerin gelişimiyle eş zamanlı olarak uygarlıklar da yükseldi. İlk olarak Sümerler ve daha sonra diğerleri ortaya çıktı. Ancak dünya üzerindeki tüm toplumlar, özellikle de Avustralya gibi izole ve ekilebilir bitki türleri bakımından fakir bölgeler göçebe yaşam tarzını terk etmediler.
Medeniyetlerin gelişmesiyle birlikte Antik Çağ (MÖ 3000’den MS 500’e kadar uzanır, bazı imparatorlukların yükselişine ve düşüşüne tanık oldu. Klasik dönem sonrası tarih (Orta Çağ, MS 500 – 1500 arası; Hristiyanlığın yükselişine, Orta Doğu’da İslam’ın doğuşuna ve yayılmasına, İslam’ın Altın Çağı’na (y. 750’den 15. yüzyılın sonlarına kadar) ve Avrupa Rönesansı’na şahit oldu.
Orta Çağ’ın sonu, Bilim Devrimi’ne öncülük etti. Bazen “Avrupa Çağı” ve “İslam’ın Barut Çağı” olarak anılan Erken Modern Dönem (Yeni Çağ), 1500’den 1800’e kadarki dönemi ve Aydınlanma Çağı ve Coğrafi Keşifler gibi radikal olguları içeriyordu.


YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)